Toplam 107 saattir tatildeyim. Ve evet görgüsüzler gibi bunu cümle aleme duyurabilirim. Öyle ki günlerdir elimi notebooka uzatıp da interneti açasım gelmiyor. Hele biraz daha dinleneyim , o zaman Bodrum'da yediğim , içtiğim , gezdiğim ne varsa bir Bodrum Rehberi yazısıyla yayınlayacağım. 5 yıldır Bodrum dışında bir tatil yöresi görmemiş , artık Bodrum'suz bir tatili hayal dahi edemeyen , Halikarnas sevdalısı biri olarak bu benim hakkım ! Hatta şimdi farkettim , geç bile kalmışım !
Hiç öyle imrenmek , kıskanmak , fesatla göz dikmek falan yok. Uslu uslu okumak , her satırda bir oh çekmek var .
Benim Bodrum dediğim ;
- En geç 8'de , taze demlenmiş çayın kokusuyla uyandığım , bahçedeki defne ağaçlarının ulu dalları sayesinde güneşin zor bela pencereden içeri sokulduğu , denizden gelen serin esintinin sıklıkla kendini hissettirdiği bir günün sabahıdır...
- Bahçede yine aynı defne ağaçlarının gölgesinde , pembe domates , bir dilim ekmeğin üzerine sürülmüş yoğurt kaymağı , yumurta , çilek-kayısı reçeli ve bol bol cırcır böceği sesiyle yapılmış bir kahvaltıdır...
- Plaja inen çoğu orta yaşlı , aralarında tek tük benim gibi erken yatıp erken kalkan gençlerin de bulunduğu tatilcilerin peşinden kumsala inip, temiz , durgun , sakin sabah denizinin tadını çıkarmaktır...
- Öğle saatlerini mutlak suratte bahçe serinliğinde geçirip , hatta mümkünse az biraz öğle uykusunun tadına bakmaktır...
Bodrum'un dışında da bir dünya olduğunu hatırlayıp arada bir radyodan haberleri dinlemektir...
Gümüşlük'ten denize inen bayırdaki el yapımı takı tezgahlarının bir öbürüne bir diğerine bakıp başını döndürmektir...
- Birkaç yıl öncesine dek hizmete açık olan , şimdilerde yalnızca uzaktan seyredebildiğim , dünyanın yürüyerek gidilebilen nadir adalarından olan Tavşan Adası'na , denizden usulca yaklaşıp çaresizce geri dönmektir...
- Perşembe günleri yatak döşek hasta da yatsam , iki elim kanda da olsa görmek zorunda olduğum Yalıkavak pazarına gidip , her bir taze sebze-meyvenin kokusunu içine çekmektir. Dünyaca ünlü bir çok markanın ucuza satıldığı tezgahlarda kaybolup , kendime en uygun birkaç parça giysiyi güç bala alarak yaklaşık 3-4 yıl eskitemeden giymektir...
Yalıkavak pazarından çıkıp , belediyenin sahildeki tesislerinde Trabzon'da bile içemediğim kadar lezzetli bir çay içip , fırından çıkan tazecik simitin tadına bakmaktır (Deniz kenarında otururuz ki balıklar da biraz simidimizden nasiplensin , zaten dönüp duruyorlar yanımızda :))...
- Akşam üzeri Bodrum'a inip (Biz 25 km uzaktayız) , gündüzleri çok sıcak olan çarşıda, kısmen serin olan akşamların keyfini sürmek , üzeri asmalarla örtülü sokaklarda sürekli İngilizce nidalarla bağıran esnafa pek kulak asmayıp , envayi çeşit çanta-cüzdan ve ayakkabı tezgahında kaybolmaktır... (Marka taklidi ürünleri çok fahiş fiyata satıyorlar, kanmayın!)
- Gezinirken sahildeki ünlü dondurmacılardan birinde ufak bir mola verip , bir dolu kup dondurmayı güneşin batışını seyrederken kaşıklamaktır...
- Çok sıkıldıysan tarihi Bodrum Kalesi'nde biraz gezinti yapıp , kaleden çıkışta sahil boyu denizin kokusuyla incikci-boncukçulara dek yürümektir...İncikçi-boncukçularda , üzerinde Bodrum veya Halikarnas yazan bir sürü hediyelik eşyadan , eşe dosta birer tane alıp "o kadar parayı şu kadarcık şeylere mi verdim?" demektir :) (Çok alınca sıkıntı oluyor tabi, siz birkaç taneyle de yetinebiliriniz , satılan hediyeliklerin fiyatları diğer tatil yöreleriyle aynı)
- Acıktığında , eşimle her yaz yaptığımız gibi pizzacılardan birine kendimizi atıp , tercihen teras katında kalabalığı izleye izleye karnımızı doyurmaktır...
- Bunlardan bunaldıysam ve yeni bir şeyler istiyorsanm bir Cumartesi günü Turgutreis'e geçip , kocaman marinasında , sahilinde , terleyince plajında biraz serinlemektir (Turgutreis'le pek aram yok benim,bu sebeple pek anım da yok:))...
- Akşam , Bodrum'un hiç bir yerinde kolay kolay bulunmayan bir nimet olan akşam rüzgarında Gümüşkaya'da üşüyüp , bahçede çorap ve hırkayla çay içmek , yorgun ama huzurlu bedenimi dinlendirmek için dakikaları saymaktır...
Öğle güneşi yaklaşıyor ve biz buram buram ısınmaya başladık. Bu yazı , ilerde yayınlayacağım Bodrum Rehberi için bir giriş niteliğinde olsun. Yakında Bodrum'a gelmeyi planlayanlar veya ilk kez Bodrum'a gelecekler için bir kaç öneri sunmuş oldum kendi çapımda. Ben ruhu olan şeyleri yaşamayı seviyorum buralarda. Bodrum'a ilk geldiğim yaz burada gezilip görünmesi gereken müze vs. bir çok yeri gördüm.Ama benim ilgi alanım "şurayı mutlaka görün"den ziyade "şunu mutlaka yapın"a yönelik. Bu yüzden nereleri görmeniz gerektiğini öğrenmek istiyorsanız , Bodrum Kalesi'ne gitmeniz yeterli , oradan çok net bilgi alabilirsiniz (Örneğin Zeki Müren'in evi mutlaka görülmeli).
Hepimize mutlu tatiller.
Malzemeler (2 kişilik) :
2 yumurta
1 avuç dolusu ince kıyılmış maydonoz
1 avuç dolusu ince kıyılmış dere otu
1 avuç dolusu ince kıyılmış yeşil soğan
1 yemek kaşığı dolusu ince kıyılmış taze nane
1 küçük haşlanmış patates (Kabak da ilave edilebilir)
6-7 adet cherry domates
Karabiber-tuz
Çörek otu-susam
Yapılışı :
-Yumurtaları çok az tuzla çırpın.
-İnce kıyılmış otları yumurtaya ilave edin.
-Haşlanmış patatesi incecik rendeleyip yumurtaya ekleyin.
-Hamura karabiber serpip son kez çırpın.
-Omlet tavasına 1 yemek kaşığı sıvıyağ döküp kızdırın.
-Omletin tamamını tavaya dökün , orta kısık ateşte kapağı kapalı olarak omleti 1- 2dk pişirin.
-Omletin altı çok kızarmadan ters yüz edin. Henüz hamur kıvamındaki yüzeye ortadan ikiye böldüğünüz cherry domatesleri hafifçe batırın. Üzerine susam - çörek otu serpin.Tavanın kapağını kapatıp en kısık ayarda tamamen kızarana dek pişirin.
-Pişen omleti servis tabağına aldıktan sonra üzerine süzme yoğurt sürerek servis edin.
Alttaki fotoğraf , tatile gelmeden önce , balkonda bir akşam üzeri kahvaltısı yaparken çekildi. Yer Trabzon. Omleti , arası süzme yoğurt dolgulu bir pasta gibi sunmak iyi oldu :)

LeylaK
Kategoriler: BODRUM, HALİKARNAS, KAHVALTILIK, YAZILAR
Bunu E-postayla GönderBlogThis!Twitter'da PaylaşFacebook'ta Paylaş
Tepkiler: |
No comments:
Post a Comment